… Arayış

Kapalı bir kutuydu ruhu, kilidi kırılmamış, döndü durdu etrafında her çekiçten kaçarcasına.

Belki de en güçlüsünün önünde titreyerek durdu. Bir adım bile geri atmadan..

Büyüyor büyüyor… alev alıyor içeriden tutuşuyor. Büyümek için erken küçük kalmak için çok geç.

Ruhu bembeyaz bir karanlık onu sarıyor.

Alsın.. alsın.. neyi varsa sadece bir an kendine katsın!

Karanlığa Övgü, Aymayan Gün

Bunaldığım, kurduğum hayal dünyası bile beni boğdu. Hiç acımadan bin bir bıçak kesiğiyle delik deşik ettim her şeyi, huzuru bulamadım.

Gerçeğe baktım derin bir nefes çektim, ciğerlerimi patlamak değildi amacım. Kan kustum, demir soludum.

Kelimelerim yetse herkesi karanlığa boğardım. Gücüm yetse altını üstüne getirirdim her şeyin.

Yıktığım sadece kendim, bu yıkıntı sadece benim.

Şimdi açsam cehennemin kapılarını ardına kadar, oradakiler bile kabul etmez beni. Anladım..

Saçımın telinden tırnağıma, bomboş bir avareyim. Ağzım değil ruhum bozuk artık.

Ne altı ne üstü.. ne gerçek ne hayal..

Ne sığabildim şu hayata ne de bir koltuk bulabildim yorgun ruhuma.

Dinlenmek istiyorum, sonsuz bir uykuda.

Uyku ey zarif uyku al beni kollarına. Boşluğuna düşerken bir daha kalmak istemem.

Bir sonra ki gün… karanlığa bir selam sonrası.

Yaşamın Gerçekleri

|Dünyada yaşıyor olduğumun
gerçeği, Bile bana bulanık
bir hayal gibi geliyor..
/ Haruki Murakami|

Dünya yaşlandıkça benden bir şeyler tırtıklıyor durmadan. Saçımın rengi, gözümün ışığı, dudağımın kenarında intihara meyilli gülücükleri. Kendimi sakındığım o büyüme halini tek bir anda doladı boynuma bir yağlı urgan gibi sıkıyor ama yeterince ayaklarım yerden kesilmiyor. Tatminsiz bir süründürüş hali…

Ne kadar oyuncaklarımın arasına saklansam da beni oradan her seferinde çıkarıyor. Yüzüme zehirli bir alev püskürtüyor beni içten dışa dağlıyor.

Kafamın içindeki bütün damarlarım taarruza geçmiş halde beni terk etmek istiyor. Bin parçaya bölünmüş bir kafa var ellerimin arasında, bütün tutmaya çalıştığım.

Dünya hızla akıyor zamanın koynundaki azılı fahişe.. üzerine tuz dökülmüş salyangoz gibi içim dışıma çıkıp eriyor küçücük benliğim. Uykularım kabuslara gebe. Bir varan bacaklarımı kemiriyor. Keskin bir acı…

Hiçbir yıkım böylesi gerçekçi olmamalıydı.. Açılan kapılar hep karanlık sokaklara çıkıyor.

Ben şimdi ne yapacağım?

Hiçbir Şey Öğrenmemiş

|Tek hissettiğim yorgunluktu, belirsiz bir sarhoşluk, duygusuz ve simsiyah, değişken ve erguvani bir uyku./Stefan Zweig|

Evrenin benim için kurduğu oyunlarla başım hiç hoş olmadı. Yine de hala hayattayım, şans eseri.. Göğüs kafesimin çılgın konuğu iki gündür bana türlü zorluklar çıkarmakta. Kalbimin kırıklığı beni öldürmez, bunu biliyorum ama teklemesinin bu kadar cisimleşmesi beni yoruyor.

Kafamın içindeki seslerden biri ” beni bu kadar yıpratmaya hakkın yok.” deyip beni tartaklamakla geçiriyor günleri. Diğer taraftan ” her şeyin suçlusu sen olacaktın zaten başından beri biliyordun.” diyerek destek gönderiyor. Başıma bunun geleceği bilincinde değildim çünkü her zaman dürüst olmayı tercih ettim ve temkinli kalmayı biliyorum sandım.

Aslında bilmiyormuşum, onca şey gelip geçti şu pis hayatımda hala büyük çoğunluğum saf. Canımı sıkıyor ama beceriksizim kurt postunda koyunum. Bütün yaşamım diz boyu ahmaklık.. Zarara doymuyor ruhum, bitmeyen bir kefaret ödüyorum. Hala aklanmadım anlaşılan..

Yaşadığım anın sahibi ben değilmişim. Evim yok, varlığım yok, cümlelerimin sesi yok..

Sadece düşünüyorum..

Denize yakın küçük bir, kapısından çıkıp dünyayı arşınladığım, basit yaşadığım bir hayat..

Bu hayale ne olduğunu düşünüyorum.

Yanıtını bulamıyorum…

Çünkü hiçbir şeyin sahibi değilim ki yanıtın olayım..

Hangi Yalanla Yaşıyorsunuz?

Bazı cümleler var ki kabul edilemez.

Seni sevemiyorum..

Bazı cümleler var ki affedilemez.

Keşke hiç doğmasaydın..

Dünyaları yıkmanın anlamı olmadığı saatlerde,

Doldurdu kadehi tanrı bir kez daha,

Gözyaşı akmayan gecelerde, kan akardı.

Onca ah ettim,

Hiçbirinde öldürmedim..

Dürüstlüğün keskinliği, psikopatça bağlanmaların acı ilacı.

Harikalar Diyarı’ndan çıkardım seni Alice,

Artık gerçeklerle baş başasın..

Hangi yalanlarla yaşıyorsun?

Ruhuma sapladığın her sanrı bıçağı, akan saf gerçekler.

Başından beri böyleydi,

Aynı göğün altında, farklı hayaller kurarken

Dört tarafımı zapt etmeye çalışan güçsüz surların, tek bir kelime ile yıkılabilirdi..

Yıkıldı..

Ne olur sevme beni..

Beni özgür bırak..

Senin sevginin ne kadar kırılgan olduğunu,

Ne kadar iğrenç bir savaş meydanı olduğunu gördüm.

Savaşmak istemediğim meydanda yenilmem ben.

Bomboşum, hissettiğim bütün değeri harcadın beni meydana çektiğin an..

Boş bomboş.. Tanrı’nın kadehi bu kez kanla doluyor..

Alice çık artık saklandığın tavşan deliğinden..

Savaş bitti..

Çatlamış Benlik

|Ne var ki,insan herhangi bir şeyi geride bırakamıyordu.Öldüğün güne veya alzheimer her şeyi unutturana kadar hiç bir şey silinmezdi./ Stephen King

Çünkü bir son istiyordu, geçmişin üzerine örtülecek ve onun gelecekteki günlerine gizlice karışmasını engelleyecek bir bitiş istiyordu./Stefan Zweig|

Ben bu değilim, bambaşka bir hale büründüm ve hiç istemediğim bir hayatın içine doğru çekiliyorum. Ve buna karşı koyacak bir direnç dahi gösteremiyorum. Hayal ettiğim bu değil, istediğim bu değil. Peki, neden bunu yapıyorum, neden? Korkaklığımın arkasına sakladıklarım neler benim? Kendime ne zaman bu kadar uzak oldum, ne zaman bu kadar ben olmaktan çıktım.. Peki, artık kendim olmak istediğime emin miyim? Kimi üzmekten korkuyorum kendimi mi çevremdekileri mi? Kendimden başka her şeyi düşünecek kadar aptal olmayı gerektirecek ne oldu bana? Sorular boyumu, benlik fikrimi aşan aptalca sorular arasında boğuluyorum.

Bu kadar güvensiz hale gelecek neler oldu hatırlamıyorum. Belkide başından beri bu kadar güvensiz idim ve ahmakça davranmaktan zevk aldım. Herkes alacaklı ben borçluydum. Kendimi özel hissettiğim her andan suçlu damgasını kimler vurdu bana artık anımsamıyorum. Tanrı, toplum, çevre ve kendi sınırlarım içinde binlerce kez sıkıştım ama artık canım çıkmış gibi hissediyorum. Bu hayat hiçbir zamana bana ait olmadı. ve kendime ait hiçbir şeyim yok.. İçim boşaldı ve artık fantazilerim, hayallerim ve hedeflerim yok. Ne zaman böyle olduğuma verebileceğim net bir tarih olmadığı gibi söyleyebileceğim bir olay örgüsü de yok..

Kendimi tanımıyorum, karakterimin sağlam temeller üzerinde olmadığını fark ettikçe artçılarla sarsılıyorum. Dün zevk aldığım şeyden bugün pişmanlık duyuyorum. Net bir çizgide ilerleyemiyorum. ağlamak istiyorum belki de ama bir damla gözyaşı bile akmıyor.. Kaçmak istiyorum, başka bir kimlikle başka bir hayat yaşamak istiyorum.

|Tanrıma isyan ettiğim yok , dedi.
Sadece “dünyasını kabul etmiyorum” /Fyodor Mihayloviç Dostoyevski|

Bencilce hesaba çekilmek istemiyorum.. Toplumu ve çevremi bir kenara bırak bir tanrı tarafından bile hesaba çekilmek istemiyorum. Şartlarını kendim belirlemediğim bir yönde tabi tutulduğum sınav ve tatsız bir hayat içinde debeleniyorum. Belkide ilk kez anlıyorum aile giren o adamı.. Ve içinde bulunduğum durumda en kıymetli insanıma verdiği zarar için onu suçlayamıyorum çünkü zamanı gelince aynısını bende bir başkasına yapacağım. Bundan adım gibi eminim.

Savrulmak istemedim.. Aksine gerçek manada savurmak istedim.. O yaşadığım sahte ve mutlu eden iksirlerin arasında hiç olmadığım kadar mutluyum çünkü yarını düşünmek zorunda değildim. Bir sabah uyanmaya bilirdim bile.. Şimdi ise ne buraya ne oraya ait hissediyorum. Aslında şimdi boşlukta uyuz uyuz salınıyorum. Dibi buldum belki de ve bu gece gerçekten güzel değil.

Kimsenin bana dokunmasını istemiyorum.. kimseyle bir an bile paylaşmak istemiyorum, Kimseyle bir hayat paylaşmak istemiyorum. Ama evet kesinlikle evet yalnız kalmak istemiyorum. Bütün bunların sonucunda neye benzediğimi bilmiyorum, beynim bulanık.. Hiçbir yerde kabul görmemiş bir akılsızım.. Bir ruhum bile olduğuna inanmıyorum artık..

Kendimi amaçsız ve ölü hissediyorum.. Bütün bunları düşünürken azmış yanımı kemiriyorum.. Ve günah haneme binlerce çentik atıldığını hissediyorum. Bu hayat mükemmel gerçeklik taklidi yapan bir imitasyon.. her şey aksak ve hiçbir şey güzel değil..

Güvensizlik baştan aşağı.. hiçbir şey hayal kadar hiçbir şey geçmişteki ben kadar temiz değil..

Arakis Kurbanları

|Rüyalarla mı boğuşuyorsun?
Gölgelerle mi uğraşıyorsun?
Ayakta mı uyuyorsun?
Zaman akıp gidiyor.
Yaşamın çalınıyor.
Boş şeylerle oyalanıyorsun.
Sen ahmaklığının kurbanısın.
/Frank Herbert|

Dünya benim için yeterince büyüktü, yeterliydi içindeki hava, su, toprak.. Ben küçüğüm bir evin bir odasının bir koltuğu idi bütün varlığım. Dünya benim için çok büyüktü, yeterdi her şey.. Hiç taşmak istemedim ben, bir milim bile olduğum kabın içinden. Kendimi durdurmayı, kendimi dondurmayı o kadar iyi öğrendim ki. Bir daha fazlası lakırdıları elimden yerlere saçılırdı, o kadar beceriksizdim ki bana verilen fazlalıkları tutmakta.. Bu kadarı yeterdi bana.. Bu kafiydi her daim…

Ama aklım.. O açgözlü şeytana hiçbir şey yetmezdi. Her şey azdı, her şey eksik, hep daha fazlası vardı. Bedenim aklıma ayak uydurmadıkça beni hırpalar oldu zamanla.. Aklımla girdiğim her yarış benim için büyük hüsran.

Duygularımı çok çabuk yendim, gidiş yollarını daha içsel ve zararsızlaştırmayı öğrendim. Bütün her şeyiyle kendime dönmeyi çok iyi başardım. Mantığım her şeyi anlamaya en kötü bir şekilde anlamlandırmaya çalışmak.. Yoruldum açıkçası, insanların beni ve düşüncelerimi hırpalamasından. Her sözümün hor görül olmasından dolayı. Sadece kendi kalemi savunuyorum, sadece ayakta kalmak istiyorum. Kimseyle savaşmak istemiyorum.

Aklımdaki evren beni güçsüzleştiriyor, dünyada attığım adımlar değil beni sallandıran.. Aklımın o küçük merdivenleri asla tepeyi göremediğim.. O güzel gökyüzünü aklımın enginliğinde görme arzusu içimde..

Bu koca insan tarlasında bir küçük baştım ben gelen geçenin ezdiği.. Bazısının ise hapsetmeye çalıştığı.. Toprağımı kurutanları sonunda delirtiyor olmam harici hiçbir savunmam yok. Zehir benim zehir benim varlığım. Belki de bu koşullar altında hiç yaratılmamalıydım.. Yine de filiz vermekten hiç vazgeçmiyorum, her seferinde biraz daha cılız daha fazla güneş ihtiyacı.

Ben neydim bu evrende bir toz tanesi kadar küçük bir evren kadar büyük.. Ben neydim? Ne olacağımı bilmeden ilerlediğim. Bela bataklığı içinde çırpınan aklım, zehir ile kendini zehirlemekten başka bir şey yapamayan ben neydim?

Tak! Tak! Tak!

Muhafızlar geri döndü…

Susarken Acıtan Gerçeklik

|İnsanların tüm mutsuzluğunun açık konuşmamaktan kaynaklandığını anladım./Albert Camus|

Öyle boğuluyorum ki varlığın yüzünden.. Beni dinlemiyor oluşundan.. İstediğimin ve söylediğimin senin için değiştirebilir tiklerden ibaret kalışından. Değişen ben değilim, değişen zamanda değil.. Değişen tek şey senin yalan söylüyor oluşun. Her seferinde kendimi kanıtlamaya çalışırken yorgun düşüyorum. Düşüncelerim için savaşmak sadece anlamam için mutluluk verici, kendimi ortaya koyarken değil. Bunu hiçbir şekilde anlamlandıramıyorum. Bana seni anlıyorum derken alt metin olarak “seni değiştiririm ben..” tınısından yorgunum..

Aldığım küçük bir keyfin adım adım cehennem azabına döndüğü görmek.. kendimden kaçmak istiyorum, senden kaçmak istiyorum. Beni tek boyutlu bir şekilde görüyor olman beni mutlu etmiyor.

Üstümdeki jelatini soyup atmak istiyorum..

Nefes alamıyorum.. Nasıl yapacağımı bilmiyorum ama kurtulmak istiyorum..

Kırmadan..

Dökülmeden..

Ben boğulurken senin beni daha fazla sarıyor oluşundan.. Yeter!

Kurmadığım bir geleceğin ana ögesi olarak durmak istemiyorum..

Yeter…!

Eski Kırması

|Yalnızlığı bunalım yaşattığı için değil, sakinleştirdiği için seviyorum./Edgar Allan Poe|

Artık kendimi avutacak bir bahanem kalmadı avuçlarımın arasında, bu yol artık gitmiyor. Yol devam etse bile benim yürüdüğüm kısmı bataklık olsa gerek çirkin ayaklarım batmış, kitlenip kaldım öylece.. Yanımdan geçen kimseyi tanımıyorum. Bu yol artık gitmiyor..

Sanki bu yolda hep yalnızdım belki de sırf bu yüzden bu suretler hep yabancı. Ben ne kadar tanındım bu yabancılar tarafından.. Şimdi en önemli soru bu olmalı giderek arkamda bırakırken yolu değil belki ama insanları.. Yabancılar bile daha önce var olmamış gibi.

Rüyadan uyanmak, gerçeğe gözlerini açmak.. gözlerimi diksem başka bir yöne doğru ve daha fazlasını görmesem diye içi boş dileklerle tırnaklarımı kemiriyorum. Uyandım, battım ama hala bitmiyor.. Yanımdan geçenleri, yanımda kalanları tanımıyorum.

Bakış açımı değiştirdiğimde bu sefer bir hırıltı gibi konuşmalarına takılıyorum. Bir yanımda eskilerden bir ses-nispeten naif ve zarif- , bir yanda vadesi dolmuş bir hatıranın ancak şimdi ödenmiş borcu “ilahi adalet” narası içten içe..

Sonrası tiz bir çığlık, çınlayarak duyduğum dünya artık sessiz.. Sağır olmak, kendi kendini duymayacak kadar, kulaklarımı kaybetmiş gibiyim.. Kaybolacaklarını bilseydim belki de Van Gogh’a bağışlamalıydım onları benden daha fazla ihtiyacı varmış gibi hazin suratı.. Yıldızlı bir gecenin en ılık anında bir hortuma kapılmış dönmekteyim.. Fır fır fır..

Başım ziyadesiyle dönüyor, başım ziyadesiyle kayıp!

Hep bir gün kurduğum dünyanın duvarları yıkılacak, bir aralık bir güneş doğacak beni aydınlatan sımsıcak tıpkı bahara gelen sarı gibi, nefesi kesilmiş ruhuma nefes üfleyecek bir şeyler gelecek diye bekledim..

Yol bitti, duvarlar yıkılmadı, güneş doğmadı.. Bense artık bekleyecek halde değilim.. Yanımdan geçenleri tanımıyorum..

Artık sadece kaybettiğim her şeyin naaşını kaldırıp, bir mezar bulmalıyım. Bir de 19. yüzyıl başlarında bir mezar kazıcısı.. Herkesin ürktüğü ama herkesin mecbur kaldığı.. Binlerce ölünün arasında sarsak adımlarıyla doğru yolu bulan küreği kendinden ağır olan..

Hiçbir anlam bütünlüğüm kalmadı ne yazı da ne kendi içimde.. Başımı dik tutamıyorum, hayatımın omurgası kırık.. Durumum ana fikri ise tükenmiş haldeyim ve öylece korkuyorum ezilmekten korkan böcekler gibi..

Geç Gelen

|Gün ışığı herkesin malıdır. Ne diye bana yalnız geceyi veriyorlar?/Notre Dame’ın Kamburu-Victor Hugo|

İçimde titreyen soğuk alev yanıyor damarlarımdan geçen her adımında tarifi mümkün olmayan bir acıyla beni baş başa bırakıyor. Yanıyor yanıyor, sonrası bir uyuşukluk hali. Gecenin en koyu saatinde birbirini kovalayan saniyeler içinde sonsuz bir koşturmaca. Bulanık aklım yetişmekte güçlük çekiyor. Yetişemedikçe andan kopuyor, sonsuz bir tekrarın içinde sıkışıp kalıyorum. Burası benim evim değil.. Burası hiçbir yer.. Burası her yer kadar sıradan. Buraya ait olmaya çalıştıkça her şeye yabancı kalıyorum. Beni kabul edecek tek bir an bile bulamadım. Sadece hapishane…

Sesler.. daha fazla sesler.. bütün gecenin uykulu hali yırtarcasına şiddeti artan kimliği belirsiz çığlıklar.. Nasıl canı yanıyorsa o bağırdıkça benim tenim buz kesiyor. Biraz daha uzağa doğru biraz daha kayboluşa doğru. Bulunduğum yerdeki gerçeklikten o kadar uzak ki, anlamıyorum. Bu acı hiç tanıdık değil, bu ses daha önceleri duyduğum gibi ama çok yabancı.. Dudaklarımda bir uyanma kıpırtısı, saçmalık!

Karşı duvarda belli belirsiz bir siluet görüyorum.. Dalı kırık bir dut ağacının manasız oynaşması.. Bir süre rahatlatıcı bir halüsinasyon gibi. Belki de salt gerçeklik.. toprağa düşmüş, büyümüş.. Olması gerektiği kadar var, hakketmediği kadar acı çekmiş.. Hakkettiği kadar sürgün vermiş. Kış geri gelmiş yine de.. Olması gerektiği kadar.. Olması gerektiği kadar… İzliyorum her bir dansını, bir mağara gibi sadece gölgesinin yansımasını bu metruk yerlerin bile ışığa boğuldu gecelerin sadece birinde..

Özlemle andığım geçmiş zamanların umutsuzluk içinde beklediğim umudun şimdiki cehenneme meylettiğini bilseydim bu kadar karalar bağlar mıydım acaba o zamanda. Omzuna elimi koyup inan ki böylesi daha iyi diye teselli vermek isterdim ağlamak yorgun düştüğüm gecelerin güneş gibi ruhuna. Şimdi yine aynı yerde aynı pozisyonda otururken ağlamak artık bir çözüm değil. Ağlamak bir kapı değil, düşünmek daha çok düşünmeyi getirse de.. Dünyayı kurtaracak, dünyamı kuracak ne hırsım ne inancım var tükenmiş benliğimde.. Bir ben var, bütün mal varlığı ufak aklı, çatlak kalbi.

Kimse için üzülmüyorum.. kimse için bir şey beklemiyorum. Korku canımı alacak mı? Güneş bu gecenin ardından doğacak mı? En son ne zaman güneşi gördüğümü bilmiyorum. En son ne zaman yanaklarım heyecandan kızardı, ruhum titredi hatırlamıyorum.

Acıları bölüştürüp her gece biri için küfür edip kendime cenazesi için yaktığım sigaralar bile bir mezar etmez şu bedenime.. Seçeneklerin sonuçları hep arkasından geliyor, gömülmek için fazla büyükler aciz ruhum için. Düşüş her zaman görkemli olmuyor.. Düzenlenmiş bu örüntüyü yıkmak için çabaladıkça biraz gün yüzü görüp kendimi affetmek için çabaladığım her an Bir Claude Frollo beliriyor karşımda..

Bir günahkar her iki dünyada da yanmalı acı acı.. Ateş tadı ruhundan ayrılmasın…

Damarlarım alev alıyor..

Sığınak!